İstanbul Sokakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Sokakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Saklambaç Oynayabilir mi Bir Kent?

Bir kent iyi bir saklambaç oyuncusudur bazen. Ararsınız ararsınız bulamazsınız...

Bir de bakarsınız ki, kentin saklandığı yer: bir çocuğun gözleri...

"Arkadaşız biz... Çek bakalım resmimizi?"
Devamı!

Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma

İstanbul'da yabancı olmak... Başka bir ülkeden gelmiş olanlara, bildiğiniz gibi "yabancı" diyoruz. Turistler de bu anlamda birer yabancıdırlar.
Bazı yabancılar vardır ki, "yabancı koyun kenara yatar," atasözümüzde olduğu gibi çok çekingen davranır; geldiği yerde yeni biri olduğu, çevresindekilere yanaşmayışından belli olur.
Yerliler de onları kendilerinden saymadıkları için, o yabancıyı kendi aralarına almazlar. Yabancı, oraya konmuş tuhaf bir eşya gibi durur. Bu duruşlar, belki de insanoğlunun insani görüntülerinin en ilgincidir.

İstanbul'un Üsküdar ilçesine gelmiş bir "yabancı".

Fransız edebiyatçı Roland Barthes, yabancı olmayı över. Oralı değilseniz, oradan sorumlu da değilsiniz, der. Kimse sizden yabancısı olduğunuz ülkenin yerlisinden beklenilenleri beklemez. Dilini bilmediğiniz bir yerdeyseniz: bilmediğiniz, anlamadığınız sesleri duydukça kendi kabuğunuza çekilmeye başlarsınız. Yine de duyduğunuz bu tuhaf seslere, kulak konuğu olursunuz. Öngörüler yapmaya başlarsınız.
"Gurbet" sözcüğü, çok önemli bir sözcüktür Türkçemizde. Gurbet, insanın doğup büyüdüğü, aile ocağından uzak, yabancı bir yerdir. Ya "gurbete düşer yolunuz," ya "gurbet elindesinizdir". "Gurbete çıkarsınız"; ola ki: "gurbet elde bir hal," bile "gelebilir başınıza". Devamı!

İstanbul'un Yerlisi

Oturduğu yerde doğup, büyüyen, ataları da orada yaşamış olan kimselere, oranın yerlisi denir.
Kentlerin kimi yörelerini gezinirken, oranın yerlileri üstüne bilginiz oluşmaya başlar.
Ancak, İstanbul gibi, içinde değişik kültürleri barındıran bir kentte, "başka yerde görülmeyen, başka yerlere götürülemeyen, yerine bağlı durumda olan, taşınamayan nesnelerin yanı sıra, bu nesnelerin özelliklerine benzer özellikler taşıyan "insan"lar görürsünüz. Bu tür insanlar, hem İstanbulludur, hem de İstanbullu değildir. Yerlilere benzemezler.

İstanbul'da bir "kent özgünü". Üsküdar.

Bu tür insanlara "kent özgünleri" ya da kent orijinalleri diyorum ben. Bu insanlar, bulundukları yerde hemen göze batarlar. Giyim kuşamları, duruşları herkesinkinden farklıdır. O yöreye ne zaman giderseniz gidin, ona raslarsınız. Raslamadığınızda, o yörede bir şeyin eksildiğini düşünmeye başlarsınız. Devamı!

Gecenin İçinden Geçenler...

"Gece kuşu"nu bilirsiniz. Yarasa değildir yalnızca. Her gece dışarlarda eğlenen, eve geç dönen kimselere "gece kuşu" derler. Geceleri gezmeyi, eğlenmeyi çok sevenlere de gece kuşu derler.

Bir şey geçiyor gibi: gecenin içinden???

Dahası var: geceleri uyuyamayanlara da gece kuşu demezler mi?
Gece kuşu olurum ben de, çoğu geceler.

Bu gece yarısı düştüm yola. Fotoğraf çekmek için...

Ne geçiyor? Işık geçiyor, ışığın içinden...

Gece gözü, kör gözü derler. Gündüz gördüğünüz nesnelerin çoğu yerindedir; ama, göremezsiniz onları, karanlıksa ortalık... Neyse.
Derler ki "fotoğrafı yakalayan ışıktır". Ya ışığı yakalayan nedir?

"Işık", çok şeydir...
Devamı!
Related Posts with Thumbnails